
O₂ Neden İkon Olamaz
O₂ Neden İkon Olamaz? Yazan: Yücel Congur / 2026 / Platform Sözcülerinden O₂ ile ciddi anlamda zaman kaybettik. Dahası hâlâ da kaybediyoruz. Ordu’yu temsil edecek bir ikonumuzun olmayışı bize başka bir şeyi daha anlatıyor. Güçlü bir teleme oturmuş gelecek planımız ve yol haritamızın olmadığını. O₂ bir sembol olamaz ve zaten olamadı da! Özellikle son 25-30 yıl markalaşma, marka iletişimi, şehir markalaşması, zihin ve ikna bilimi üzerine çalışmış biri olarak bunu söyleyebiliyorum. Tabii ki bunu söylerken düşüncemi birçok veriye dayandırıyorum. Bu metinde çok fazla detaya girmeyeceğiz ancak zaman içinde neden yeni ve güçlü bir ikon üzerinde çalışmamız gerektiğini birçok mecrada paylaşacağız. O₂ ikonu için emeği geçenlere teşekkür ederim, fakat ve maalesef etkisiz bir durum. Zannederim hala bu amblemin yer aldığı flama, afiş ve tabela gibi materyallere para harcanıyor ve bu da kaynak kaybına yol açmaya devam ediyor. Bu metinle gerekli mercilere de bir mesaj ulaştırmış olmayı umut ediyorum. İkonların ikonikleşmesi beklenir!

Yeni Ata Sporumuz: GoyGoy!
Yeni Ata Sporumuz: GoyGoy! Bana kalırsa son yılların en yaygın ata sporu artık başka Boş işlerle meşgul olmak. Amiyene tabirle “Goygoyculuk!” Üstelik bunun için ata, oka, yaya, kispet ya da meydana da gerek yok. Bir sandalye, bir telefon ve yeterli miktarda boş vakit yetiyor. GoyGoy! Bugün itibaren yeni ata sporumuz! Yazan: Behnan Ulaş / 2026 / Platform Sözcülerinden Türklerin ata sporları nelerdir desek, çoğumuzun aklına yağlı güreş, cirit, geleneksel okçuluk, atlı okçuluk ya da rahvan binicilik gelir. Gayet makul cevaplar. Fakat biraz geçmişte kalmış olabiliriz. Devir değişti, at değişti, meydan değişti, pehlivan değişti. Hatta zeytinyağı öyle bir değişti ki pehlivana sürmeye kıyamaz olduk. Bana kalırsa son yılların en yaygın ata sporu artık başka: Boş işlerle meşgul olmak. Amiyene tabirle “Goygoyculuk!” Üstelik bunun için ata, oka, yaya, kispet ya da meydana da gerek yok. Bir sandalye, bir telefon ve yeterli miktarda boş vakit yetiyor. Başlangıç seviyesinde komşunun hayatıyla ilgileniyorsunuz, orta seviyede

Şehrin Havası İnsanından Belli Olur!
Şehrin Havası İnsanından Belli Olur! Şehir bizim de, anahtar kimde? Fotoğrafa sığan şehir, hayata sığmayan insan! Bu şehirden bir şey olur da, bizden ne olur? Tabelada “Kültür” yazması kolay! Kim okuyabiliyor? Yazan: Behnan Ulaş / 2026 / Platform Sözcülerinden Bir şehirde neyin makbul sayıldığını öğrenmek için uzun raporlar okumaya gerek yok. Bir konserin kapısında kimin içeri buyur edildiğine, bir gencin fikri karşısında kaç kişinin gerçekten kulak kesildiğine, komşunun derdi duyulunca yüzlerin ne hâl aldığına bakın. Şehrin kültürü oralarda görünür. Tabelada “kültür” yazması kolay; asıl mesele, o tabelanın altında birbirimize nasıl davrandığımız. Kalabalık caddelerde yürüyüp yine de yalnız hissediyorsak, kaldırımın genişliğini ölçmeden önce aramızdaki mesafeye bakmakta yarar var. Kültür deyince akla hemen bir festival afişi, eski bir konak ya da vitrinde sergilenen bakır cezve geliyor. Bunların hepsi kıymetli. Yalnız kültür, vitrine konup tozu alınacak bir eşya değil. Bir toplantıda farklı düşüneni dinleyebilmek, emeği görünmeyenin adını anmak, “Bana ne?” demeden bir soruna

Yolları mı? Yoksa Gençleri mi? Hazırlamak…
Yolları mı? Yoksa Gençleri mi? Hazırlamak… Gençlerin önünü aç aç… Sonra ilk çukurda niye düştü diye şaşır! Gençlere otoban değil, direksiyon lazım Hedef çukursuz yollar değil, çukura düşünce kalkabilen gençler! Yazan: Behnan Ulaş / 2026 / Platform Sözcülerinden Gençler için iyi bir gelecek istiyorsak, yalnızca onların önündeki yolları düzeltmekle yetinemeyiz. Çünkü mesele, yolların ne kadar düzgün olduğu değil; o yollarda yürüyecek gencin ne kadar hazırlıklı olduğudur. Hayatın bütün çukurlarını kapatamayız, bütün virajlarına bariyer çekemeyiz, bütün yokuşlarına yürüyen merdiven koyamayız. Koysak bile hayatın başka bir yerde yeni bir çukur kazma huyu vardır. O yüzden asıl işimiz yolu kusursuzlaştırmak değil, genci yolun kusurlarına hazırlamaktır. Yarınlara hazırlanan genç; yalnızca diploma alan, iyi bir işe yerleşen ya da önüne çıkan fırsatı değerlendiren genç değildir. Belirsizlikle baş edebilen, düştüğünde yeniden kalkabilen, yol kapandığında başka bir güzergâh düşünebilen gençtir. Biz büyüklerin görevi de tam burada başlıyor. Gençlere yalnızca gelecek bırakmak yetmez; onları o geleceği taşıyabilecek hâle

Biz böyle çürüdük!
Biz böyle çürüdük! Yılan bize dokunmadı, memleketi sardı!Köprüden geçtik, ayı hâlâ dayımız Yazan: Behnan Ulaş / 2026 / Platform Sözcülerinden Bir toplumun hukuku yalnızca anayasalarda, kanun kitaplarında, yönetmeliklerde yazmaz. Bir de yazılmamış hukuk vardır. Kültürdür, gelenektir, örftür, mahalle baskısıdır, aile terbiyesidir, sokak ağzıdır. Çocukken kulağımıza çalınan bir cümle, bazen yıllar sonra önümüze “hayat tecrübesi” diye çıkar. Biz o kültürle yoğrulur, o dille düşünür, o sözlerle davranışlarımızı tartarız. İşin tuhafı şu: Sonra bazı yanlışlarımızı yine o kültürün içinden çekip çıkardığımız birkaç sözle aklamaya kalkarız. Günah bizde, avukat atasözüdür. Mesela “Bal tutan parmağını yalar.” dedik. Güzel. Adamın eli bal küpüne kadar girdi, biz hâlâ parmağını yalıyor zannettik. Kamu imkânından kendine küçük bir pay ayırmayı, bulunduğu makamdan yakınlarını faydalandırmayı, emanetten üç beş parça eve götürmeyi “Olur öyle şeyler.” diye geçiştirdik. Bir süre sonra balı tutan parmağını değil, kavanozu yaladı. Biz de karşısına geçip, “Eh, imkânı olan yapıyor.” dedik. Hırsızlığın adını önce fırsatçılık, sonra

Dünya Tanıyor, Mahalleli Bilmiyor?
Dünya Tanıyor, Mahalleli Bilmiyor? Dünya tanıyor, mahalleli hâlâ kimlik soruyor! Eksiklik kimde? Şöhret uzağa giderken haset kapı dibinde bekliyor. Meyve veren ağaç taşlanır; hele yan bahçedeyse!… Şöhret uzakta alkışlanır, yakında hazmedilir. Yazan: Behnan Ulaş / 2026 / Platform Sözcülerinden Dünya yaptıklarını biliyor. Başarılarını sayıyor, ödüllerini sıralıyor, adını bir yerlere yazıyor. Hatta merak edip hangi okuldan çıktığını, kimlerle çalıştığını, hangi kürsüde konuştuğunu bile öğreniyor. Özgeçmişin maşallah küçük çaplı ansiklopedi. Fakat kapının önünden her gün geçen adam seni tanımıyorsa, mahalledeki bakkal “Bu bey kimdi?” diye hâlâ kaşını kaldırıyorsa, insanın aklına ister istemez şu geliyor: Şöhretin roket gibi uzaya çıkmış ama galiba mahalle durağını pas geçmiş. Bizde “Mum dibine ışık vermez.” derler. Güzel sözdür. Yalnız mumun da bütün ışığını karşı dağa tutup sonra dibindeki karanlığa şaşırması biraz tuhaf kaçıyor. Dünyanın öbür ucundaki insana kendini anlatıp aynı apartmandakiyle iki kelime konuşamıyorsan, meseleyi hemen “Beni burada anlamıyorlar.” diye paketlemek fazla kolay. İnsan bazen kendine öyle
